Karakter Olarak Yahudiler

Yahudilerin bugün ellerinde bulunan kutsal kitaplarına bakıldığında, gerçekten içeriklerinin daha çok şiddete, hainliğe, sözlerinden dönmeye yönelik olduğu ortadadır. Başka toplumların ahlaklarını bozmak, zayıflatmak ve onlara bütünüyle hakimiyet sağlamak, Siyonistlerin çizdiği temel  hedefler arasındadır. Bu durum kendi gizli protokollerinde de açıkça belirtilmektedir. “Kavgam” adlı eserinde Hitler, bu durumu itirafla şunları yazar:

“Yahudiler ülkemizin temellerini yıkmayı hedef edindiklerinden bu yana, gençliğimizin rezil bir tabloya büründüğünü gördük. Çıplaklığın sinemalara, barlara, mağazalara, genel meydanlara taştığını gördük. Böyle bir gençlik, vatanını nasıl koruyabilir ki? Gelenekleri için onlardan ölmeleri nasıl istenebilir?”

 

Kuran-ı Kerim’deki bilgilere göre, geçmiş dönemlerden itibaren Yahudilerin kullandığı bir başla fesat yöntemi de sihir yoluna başvurmalarıdır. Sihir ve büyü ortaçağ toplumlarının sıklıkla başvurduğu bir durumdu. Ortaçağ sonlarında kilisenin hakimiyetine ve hristiyan öğretilerine yönelik düzenli bir propaganda ve geniş düzlemde bir ihtilal hareketi, Avrupa toplumlarını derinden etkilemiştir.

 

Asr-ı Saadette Yahudilerle Savaş

Yahudiler, Peygamber Efendimizin kendilerini İslam’a girmeye davet etmesinden itibaren, ona karşı düşmanlıklarını açıkça ilan etmişlerdi. Müslümanların varolmaları için Yahudilerin Medine’den uzaklaştırılmaları gündeme gelmişti. Bunun için savaş gerekiyordu. İlk önce Kaynuka kabilesi ele alındı. Medine’nin merkezi yerlerinde oturuyorlardı ve peygamberimizle aralarındaki anlaşmayı ilk bozan kabileydi.

 

Kaynuka küçük bir topluluktu. Hazreçlilerden yardım talebinde bulundular ancak onlar yardım etmediler. Peygamber Efendimiz  Kaynuka üzerine yürüdü ve abluka altına aldı. Teslim olmak zorunda kalan Kaynuka kabilesinden Medine’yi terk etmeleri istendi ve böylelikle başka bir bölgeye yerleştiler. Daha sonra asimile olarak tarihten silindiler.

 

Kaynuka Yahudilerinin sürgün edilmesi olayı, diğer Yahudilerin vicdanlarında büyük etki yapmıştır.  Müslümanlarla mücadele içine girmekten sakınmışlardır. Peygamber Efendimiz daha sonra Nadiroğulları ve Kurayza kabilelerini de  Medine’yi terk etmek mecburiyetinde bırakmıştır.

 

Daha sonra sıra Hayber Yahudilerine gelmişti. Hayber Medine’nin kuzeyinde yer alan bir bölgeydi. Burası zaman içinde, İslam’a karşı kin güdenlerin, İslam’ın merkezi olan Medine üzerine hücum  için toplandıkları yerlerden bir haline gelmişti. Ayrıca Hayber kalesinde toplanan Yahudiler, Müslümanların Şam yolu tarafına düşen ticaret merkezlerini de tehdit etmeye başlamışlardı. Medine Yahudilerinin başlarına gelenlerden korkmuşlardı. Hile ve planlarından Müslümanlar haber almışlardı. Önce Hayber liderini öldürmek üzere bir heyet gönderildi. Bu heyet Hayber liderlerinden ikisini öldürdü.

 

Peygamber Efendimizi Hayber seferine yönlendiren sebepleri şöyle sıralayabiliriz:

  • Kureyş ve Gafatan Yahudilerini Müslümanlara karşı savaşa teşvik eden Hayber Yahudilerinden hesap sorulmalıydı.
  • Hayber Yahudileri diğer kabilelerden daha kuvvetliydiler. Müslümanlığın karşısındaki bu küfür engeli ortadan kaldırılmalıydı.
  • İslam’ın karşısındaki en büyük düşmanlar, Kureyş kabilesi ve Yahudilerdi. Bunlar etkisiz hale getirilmeliydi.

Peygamber Efendimiz Hayber’in fethi için emir verdi ve kuşatma altına alındı. Ağır bir yenilgiye uğratıldı. Hayber’in fethinden sonra Yahudiler Müslümanlara daha çok kin duymaya başladılar.

 

Yahudi bir kadın Peygamber Efendimizin canına kastetti ve ona zehirli bir koyun getirdi. Peygamber efendimiz aldığı bir lokmayı tükürdü ancak bir sahabe  zehirlenip vefat etti.

 

Peygamberimiz, Hayber’i fethedince, orayı Ensar arasında taksim etti. Yahudilerin mahsullerinin yarısını Müslümanlara vermek şartıyla serbest bırakıldılar. Böylece bu bölge Yahudileri, Hz. Ömer’in hilafetine kadar burada kaldılar. Daha sonra sürgün edildiler.

 

Yahudileri Başlarına Gelenler 

İslam öncesinde, Buhtunnasır dönemi (M.Ö 587) yıllarında Buhtunnasır Kudüs’ü tahrip etmiş ve bütün Yahudileri esir almıştır. M.Ö 203 yıllarında Yahudiler Suriye Krallığının emri altına girmişler, Romalılar döneminde Yahudiler topluca öldürülüp esir alınmışlardır. 13. asrın sonlarına doğru Avrupa devletleri Yahudilere karşı cephe almışlardır. İspanya Yahudileri hristiyanlar tarafından bu bölgeden çıkarılmışlarıdır. 1390 yılında 80.000 Yahudi Portekiz’e sığınmış, ancak sürgün edilmişlerdir.

 

Onların işkencelere ve sürgünlere uğramalarının esas sebebi, bulundukları bölgelerde sürekli olarak kendilerini üstün ve imtiyazlı görmelerindendir. Talmut Yahudilere şunları empoze etmektedir: “Yahudi ırkı dışındakilerin malı, terkedilmiş mal hükmündedir. Ona Yahudi’nin sahip olması , hakkıdır.”  Talmut’a göre Yehova, Yahudi’nin haricindeki milletlere, faizle muamele edilmesini emretmiştir. Ayrıca Yahudilere karsız borç vermeyi de yasaklamıştır.

 

Dünden Bugüne

Osmanlı devleti döneminde 1908 tarihinden itibaren Meşrutiyet devresi içinde yaydıkları ve hürriyet, adalet ve eşitlik biçiminde sloganlaştırdıkları fikirleri ile İslam devletinin büyük bir kısmının Müslümanların elinden çıkmasına sebep olmuşlardır. Ümmetin her şeyde boş verip bir köşede uykuya dalması için her yolu denemişlerdir.

 

II. Abdulhamit  yönetimini devirmekler işe başlamışlardır. Düzmece 31 mart olayı ve 1908 karışıklıkları hep Sultan Abdulhamit’i devirebilmek için tezgahlanan Yahudi oyunlarıdır.

 

II. Dünya Savaşı’nda da Suriye ve Filistin cephelerinde karşılaşılan yenilgiler de  Yahudilerin faaliyetleri sonucu meydana gelmiştir.

 

13 Ağustos 1911 tarihinde İsviçre’nin Basel kentinde toplanan Dünya Siyonist Kongresi’nde Yahudi lider Walkonn şöyle söylemiştir:

“Bizler Osmanlı Devleti’nin bir parçası olan Filistin topraklarında bir devlet kurulması fikrini içimizde taşıyoruz. Bunun için geçmişten bugüne düşünce ve taktiklerimizi ortaya koyduk. Filistin’de  güvenli bir yurt kurduktan sonra geleceğimizi muhafaza altına alacağız.”

 

1907 tarihlerinde Sadrazam Talat Paşa tarafından Yahudilere Filistin’ de yurt edinme hususu, el altından önerilmiş bulunuyordu. Çünkü Talat Paşa mason olmasının yanı sıra, ilk öğrenimini Yahudi mekteplerinde tamamlamış bir kişiydi.

 

Sultan Abdulhamit 33 yıl içinde Filistin’e 33 Yahudi bile yerleştirmemişken, kısa zamanda Meşrutiyet sonrasında Filistin’de Yahudi kolonileri kurulmuştur.

 

Resmi literatürde 1948 yılında kurulan İsrail, ilk faaliyetlerine Osmanlı topraklarında esasen 1908 yılında başlamıştır.

 

Yahudi Oyunları

Thedor Herzl, hayatı boyunca Yahudi davası için çalışmıştır. 1903 yılında Yahudiler hedefi belirlemişlerdi. Bu hedef Filistin toprakları ve Kudüs idi. Herzl, 1901 yılında İstanbul’ gelmiş ve Abdulhamit ile görüşmek için çare aramıştır. Anadolu topraklarında kamuoyu oluşturmak hususunda içindeki dönemleri, Yahudiliğin hizmetinde bulunan masonları, kozmopolit batıcı Osmanlı aydınlarını, devleti parçalamak için hazır bekleyen Ermenileri, adeta bir araya getirmiş ve ortaklık için seferber etmişlerdi. Herzl, padişaha kabul ettirmeye çalıştığı düşünceleri ustaca kılıflara bürümüştü. Birinci adım Suriye ve Filistin topraklarına dünya Yahudi göçünün başlamasına izin koparabilmekti. Buna karşılık Yahudiler Osmanlının bütün borçlarını ödemeyi kabul ediyorlardı. Bu esas üzerine Herzl, Sultan Abdulhamit ile görüşmüş ancak emeline muvaffak olamamıştır. Zira Abdulhamit: “Ecdadımın kan dökerek aldığı toprakları benden para mukabili satmamı mı bekliyorsunuz?!” diyerek onu huzurundan kovmuştur.

 

Kendi hatıralarına bakıldığında, Abdulhamit ile görüşmesinin gizli kalmasını sıklıkla vurgulamıştır.

 

İlk defa olarak sultanın temsilcileri önünde Yahudilere imtiyaz tanınması hususunda bir yol açmıştır.

 

Yine bu tarihte Abdulhamit’e gizli bir mektup yollamış v e mektubunda Yahudilerin dünyanın bütün üniversitelerinde söz sahibi olduklarını, kendisinin izin vermesi durumunda Kudüs’te bir İbrani üniversitesi kurmak istediklerini söylüyordu. Bu küstah teklif Abdulhamit tarafından dikkate bile alınmamıştır. Ancak Filistin I. Dünya Savaşı sonunda işgal edilip, burada İngiliz nüfusuna dayalı manda idaresi kurulmuş ve 1925 yılında ibranice ile eğitim yapan bir üniversite açılmıştır. Bu üniversite Yahudiler için bir yetiştirme merkezi ve İsrail devletine bir öne hazırlık anlamına geliyordu.

 

Yahudilerin Hedefe Yürümeleri

30 Ocak 1919 tarihinde Dünya Siyonist Teşkilatı’nın dahil olduğu Paris Kongresi, Arabistan ve Filistin’in artık Osmanlı’dan koparıldığını ilan ediyordu. Filistin topraklarında 1 Temmuz  1920 yılında kurulan yapay yönetimin önemli kademelerine Siyonist Yahudiler getirilmişti. İlk yıl olarak plan dahilinde Filistin’ e 165.000 Yahudinin yerleştirilmesi düşünülmüştür.

 

29 Eylül 1923 tarihinde Suriye ve Lübnan, Fransız mandasında bir sömürge haline getirilmiştir.

 

 Filistin’in  nüfusu 700 bin  iken,  1918 yılında nüfusun 57 bini , 70 bini hristiyan, 50 bini yahudi; 1922 yılında 94 bin yahudiye ulaşmış; 1933 yılında ise Yahudi nüfusu 300 bine yaklaşmıştır.

 

Ortadoğu’ da Küfür Kapısı 

BM genel kurulunun 1947 yılında  görevlendirdiği bir komitenin yaptığı teklif, Yahudilere yeni bir yol açıyordu. Bu teklif Filistin’in bölünmesini esas alan “Çoğunluk Tasarısı” adı altında federatif bir devlet sistemini önermekte ve “Azınlık Tasarısı” denilerek gündemde tutulmaktaydı.

 

Topraklar 6 parçaya bölünüyordu. % 56’lık kısmı Yahudilerin devletlerine, kalanı da Müslümanlara bırakılıyordu. Kudüs ve çevresi BM denetiminde bir serbest bölge sayılıyordu. Oysa böyle bir sıfat da Kudüs’ün ilerde Yahudilere peşkeş çekilmesi için hazırlıktan başka bir şey değildi.

 

BM Yahudi kontrolünde bir teşkilattı. Amerika’nın o dönemdeki Başkanı mason ve Yahudi dostu Trumann, Dışişleri Bakanına Filistin meselesinin Yahudilerin arzuları doğrultusunda neticelendirilmesi için gerekenin yapılması talimatını vermiştir.

 

Kendilerine verilen toprakları az bulan Yahudiler, BM’ye şu teklifi götürmüşlerdir. “Bize ait toprakların bölünmesi hukuka aykırıdır. Hiçbir zaman kararları tanımayacağız. Atılacak imzalar bir değer taşımaz. Biz Yahudileri karar bağlamaz. Kudüs bizimdir ve bu her zaman da böyle olacaktır. İsrail toprakları İsrail halkına verilecektir, hem de bütünüyle.”

 

BM’ de kendi hedeflerine uygun bir edindiklerinde artık harekete geçmişlerdi. Filistin topraklarında Müslüman kanı durmaksızın akmaya başlamıştı. Kısa zamanda çok sayıda Müslüman öldürülmüştü. 1947 sonlarına doğru, Yahudilere batı tarafından bir destek zemini hazırlanmış ve Yahudilerin devlet kurması açıktan açığa benimsenmiştir.

 

1948 yılında bu hedefi gerçekleştirmişlerdir.

 

İlk Başbakan David Ben Gurion idi. 1948 yılında Filistin bölgesinde genel nufüs iki milyon civarındaydı. Bir buçuk milyonu Müslüman, kalanı Yahudi idi. Bu azınlığa rağmen 14 mayıs 1948 yılında devlet kurulmuştur.

 

Yayınlanan bildiriden bir gün sonra, Ürdün kuvvetleri Kudüs üzerine yürümüşlerdi. Mısır, Suriye, Lübnan, Irak ve Suudi Arabistan’dan  katılan kuvvetlerle  Yahudiler arasında savaş başlamıştır.

 

Yetersiz askeri durum olmasına rağmen ilk başta ilerleyen ve hedefe yaklaşan Arap kuvvetleri Tel aviv önlerine geldiklerinde birer birer çekilme emri almışlardı. Çünkü dönemin yöneticileri, Mısır Kralı Faruk, Irak Kralı Abdullah ve Ürdün Kralı Siyonistler tarafından satın alınmışlardı.

 

İsrail devletinin kurulmasına zemin hazırlayan faaliyetlerin başında 1860 manifestosu yer almaktadır. Bu bildiri uluslararası Siyonizm liderlerinden İzak Araon tarafından düzenlenmişti. Bildiride Yahudilerin bütün dünyayı Siyonizm hegemonyası altına almak isteyişleri vurgulanmıştır:

 

“ Hiçbir şekilde bir Yahudi, bir Hristiyanın  ya da bir Müslümanın arkadaşı olmayacaktır ve bu ilke ile Yahudi ışığı bütün dünyada parlayıncaya kadar uygulanacaktır.”

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !